Islamul Azi: Mehdi kim? Dünyaya teşrif etti mi? - Islamul Azi

Salt la continut

Pagina 1 din 1
  • You cannot start a new topic
  • You cannot reply to this topic

Mehdi kim? Dünyaya teşrif etti mi? merakı cezbeden bir konu olmuştur asr-ı saadetten beri

#1 Useril este offline   ibrahimaslan 

  • Membru
  • Grup: Members
  • Postari: 23
  • Inregistrat: 24-February 09
  • Gender:Male
  • Location:Mezopotamya

  Posted 27 February 2009 - 06:22 PM

Mehdi ile ilgili bazı noktalar iyi bilinirse, bu konuda gelen rivayetler ve yapılan yorumlar daha iyi anlaşılır diye düşünüyoruz. Şöyle ki:

-Mehdi meselesi akideye dahil değildir. Yani, bazı ehl-i iman Mehdiyi inkar etse dinden çıkmış olmaz, onun feyzinden mahrum kalır, hizmetinden istifade edememiş olur.

-Mehdiyi şahıs olarak belirlemek zordur. Hemen her hizip, kendi üstadını veya şeyhini mehdi görme temayülündedir.

-Mehdi olmak ayrı, kendini mehdi zannetmek ayrıdır. Nitekim zaman zaman bazı meczuplar çıkmakta ve kendilerini mehdi veya İsa olarak takdim etmektedirler. Halbuki, mehdi kendisinin mehdiliğine değil, İslama davet eder. Bir peygamber "ben Allahın elçisiyim, bana tabi olun" der. Ama mehdi, "ben mehdiyim, bana uyun, yoksa küfre düşersiniz" diyemez.

-Her asır, ehl-i imanı ümitsizlikten kurtaracak bir mehdi manasına muhtaçtır. Yani, mehdi manasından her asrın bir çeşit hissesi vardır.

-Bediüzzaman Said Nursi, mehdi konusunda çok kıymetli bilgiler verir. Bunların en mühimlerinden biri şudur:

Bu zaman şahıs zamanı değildir. Eski zamanda bazı harika şahıslar çıkmışlar, kıymettar hizmetlere vesile olmuşlar. Ama bu zamanda küfür şahs-ı manevi olarak hücum etmektedir. Bu hücuma karşı en büyük ferdi mukavemet başarısız kalmaya mahkumdur. Onun için bu külli hücuma mukabil bir şahs-ı manevi çıkarmak gerekir.

-Bediüzzaman Said Nursi, mehdiyetin üç merhalesinden söz eder:
1-İman
2-Hayat
3-Şeriat

Risale-i Nur, temelde iman hizmeti görmekle beraber, diğer iki merhalenin de öncülüğünü yaptığını söyleyebiliriz. Hz. Peygamber (asm) İslam davasının temelinde yer almış, sonraki İslami hizmetlerin de temelini atmıştır. Benzeri bir durumun mehdiyette olmasına bir engel söz konusu değildir. Yani, iman hizmeti diğer iki hizmet alanını etkileyecektir. Bununla beraber, hayatın geniş dairelerinde hizmet edilirken sıra dışı bazı harika fertlerin eliyle bu hizmetlerin ifa edilmesi medar-ı bahs olabilir. "Melikin atıyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Bu kutsi hizmetlerin icrasında elbette bir kısım maneviyat erleri istihdam edilecektir. "Her ormanın kendine göre aslanları olduğu gibi, her meydanın da ona münasip erleri vardır."

-"Mehdi kimdir? Ne zaman gelecektir?" gibi sorular, bazen insanı asıl vazifelerinden alıkoyabilmektedir. Bunun yerine doğrudan aktif hizmetle meşguliyet tercih edilmelidir. Hele hele mehdiyet konusunu tartışma alanına sokmaktan kaçınılmalıdır. Nakledildiğine göre, Said Nursi sürgünde iken saf gönüllü bir zat "efendim, üzülmeyin. Mehdi gelecek, her şeyi düzeltecek" der. Said Nursi, şu anlamlı mukabelede bulunur: "Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!"

h_ibrahimaslan@hotmail.com

#2 Useril este offline   ali53 

  • Începător
  • Grup: Members
  • Postari: 5
  • Inregistrat: 31-May 10
  • Gender:Male

Posted 31 May 2010 - 04:51 PM

1. Bediüzzaman Said Nursi Mehdi değildir:
Mehdiyet konusu, İslam tarihi boyunca gündemde olan ve merak uyandıran bir konudur. Öyle ki büyük İslam alimi ve Hicri 13. asrın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi, İslam tarihinde pek çok kişinin Hz. Mehdi'nin kendi dönemlerinde geleceğini düşünerek yanıldıklarını belirtmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı'nın pek çok yerinde, Peygamber Efendimiz (sav)'in müjdelediği Hz. Mehdi'nin kendisinden sonra geleceğini haber vermiş ve Mehdiyet hakkında hadislerde geçen konulara açıklık getirmiştir. Hz. Mehdi'nin ve talebelerinin geleceğiyle ilgili Said Nursi'nin ifadelerinden biri şöyledir
:
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 - Kastamonu Lahikası, 72)

Fakat günümüzde bazı kimselerin, Bediüzzaman'ın ahir zamanda geleceği müjdelenen Hz. Mehdi olduğu yanılgısına düştüğü görülmektedir.

Oysa, Bediüzzaman eserlerinde, kendisinin ahir zamanda müjdelenen Mehdi olmadığını, nedenleri ile birlikte pek çok defa açıklamıştır. Bunu anlamak için kendisinin bu konudaki sözlerini incelemek yerinde olacaktır;

İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)

Bediüzzaman, bazı şahısların Hz. Mehdi'nin geçmişte geldiğini düşünerek yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi'nin geliş zamanı hakkında bilgi vermiştir:

Bediüzzaman bu sözleriyle İslam tarihinde pek çok kişinin Hz. Mehdi'nin kendi dönemlerinde geleceğini düşünerek yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi'nin, Peygamberimiz (sav)'den "1400 SENE SONRA" geleceğini hatırlatmıştır. Bu çok önemli bir bilgidir. Bediüzzaman burada ne 1373, ne 1378 ne 1398 ne de başka bir tarih vermemiş tam olarak 1400 yıl sonrasından bahsetmiştir. Bu tarih Miladi 1980 yılına denk gelmektedir. Hicri 13. yüzyılın müceddidi olarak Hicri 14. yüzyıla kadar müceddidlik görevini yerine getiren Bediüzzaman, Hicri 1379 yani Miladi olarak 1960 yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin gelişi için kendi yaşadığı dönemden çok ileriki bir tarihi belirtmektedir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla, açık ve kesin bir tarih vererek kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmekte, Hz. Mehdi'nin kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar sonra geleceğini müjdelemektedir.

Bediüzzaman ayrıca risalelerinde Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak "her yüz yıl başında bir müceddid gönderileceğini" hatırlatmıştır. Bediüzzaman "1400 YIL SONRA" tarihini vererek aynı zamanda "14. ve 15. yüzyıllar arasında görev yapacak olan müceddidin de Hz. Mehdi olduğunu" haber vermektedir.

Bediüzzaman Hz. Mehdi için "1400 sene sonra GELECEK" ifadesini kullanarak, Hz. Mehdi'nin kesin olarak "geleceğini" müjdelemektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin manevi bir kişi olmadığını, "belirtilen tarihte gelecek bir şahıs olduğunu" açıklamaktadır.

Bediüzzaman verdiği bu bilgiyle ayrıca Hz. Mehdi'nin geçmişte ve Bediüzzaman'ın kendi yaşadığı dönemde henüz gelmemiş olduğu konusuna da açıklık kazandırmaktadır. Çünkü dikkat edilirse Bediüzzaman "Hz. Mehdi geldi ya da gelmiş" dememekte, "gelecek zaman" belirten bir kelime kullanmakta ve "GELECEK" demektedir.

Bediüzzaman Hz. Mehdi için "HAKİKAT" kelimesini kullanmıştır. Bediüzzaman bu ifadesiyle, Hz. Mehdi'nin gelişinin bir hakikat yani hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar "kesin bir gerçek" olduğunu belirtmiştir.

Bediüzzaman bu sözüyle ayrıca, Hz. Mehdi'nin gelişinden önce Mehdi olduğu sanılan şahısların aksine, "1400 sene sonra gelecek olan Mehdi'nin bir hakikat" olacağını belirtmiştir. Yani bu kutlu zatın, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde müjdelediği tüm özelliklere sahip olan "GERÇEK MEHDİ" olacağını ve bu özellikleriyle Mehdi sanılan kişilerden ayırt edilip tanınacağını hatırlatmıştır.

Bediüzzaman daha önce de birçok kişinin, Hz. Mehdi'nin geliş tarihi ile ilgili çeşitli kanaatlere kapıldıklarını ve bu mübarek zatın "kendi yaşadıkları yüzyıla yakın" bir tarihte geleceğini sandıklarını belirtmiştir. Ancak Bediüzzaman "KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER" diyerek söz konusu kişilerin Hz. Mehdi'nin önceki tarihlerde çıkmış olabileceğini düşünmekle yalnızca bir "zanda bulunduklarını" ancak yanıldıklarını hatırlatmıştır. Gerçekte ise Hz. Mehdi'nin "Hicri 1400 yılında" geleceğini ve bu tarihten sonra faaliyetlerine başlayacağını bildirmiştir. Nitekim Bediüzzaman'ın verdiği bu tarih Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde verilen bilgilerle tam bir uyum halindedir.

#3 Useril este offline   ali53 

  • Începător
  • Grup: Members
  • Postari: 5
  • Inregistrat: 31-May 10
  • Gender:Male

Posted 31 May 2010 - 04:57 PM

2. Hz. Mehdi Bir Şahsı Manevi Değildir

Bediüzzaman’ın kullandığı “O ZAT” ya da “O ŞAHIS” gibi ifadeler,
Hz. Mehdi'nin bir “şahsı manevi” olmadığını ortaya koymaktadır

1) ... Belki nur-u imanın (imanın ışığının) dikkatiyle, O EŞHAS-I AHİR ZAMAN (ahir zaman şahısları) tanınabilir. (Sözler, sf. 343-344)

-Burada geçen “ahir zaman ŞAHISLARI” ifadesi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı manevi olmadıklarını açıkça ortaya koymaktadır.
-Bediüzzaman'ın, ahir zamanda gelecek olan bu şahısların “imanın nuruyla tanınabileceklerini” belirtmesi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahıs olarak geleceklerini açıkladığını göstermektedir. Önceki satırlarda Hz. İsa için de belirtildiği gibi, tanıma fiili ancak insanlar için geçerli olabilecek bir durumu ifade etmektedir. Bir şahsı manevinin kendisi olup olmadığının tanınabilmesi elbetteki söz konusu değildir.

2) ... BU ZAT-I ALİŞANIN (şanı şerefi yüksek şahsın) dahi bu emirde muktedir olmasında (kuvvetli olmasında) şüphe duyanların, bu vehimlerini (kuruntularını, düşüncelerini) bertaraf edecek (ortadan kaldıracak), itimadlarını temin edecek (güvenlerini sağlayacak), gayet kuvvetli güneş gibi bir hakikat. (Barla Lâhikası, sf. 110)

Bediüzzaman’ın bu sözündeki “bu zat-ı alişan” ifadesi de yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak geleceğini açıkça belirttiğini göstermektedir.

3) ÜMMETİN BEKLEDİĞİ, AHİR ZAMANDA GELECEK ZATIN üç vazifesinden en mühimmi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymetdarı (kıymetlisi) olan îman-ı tahkikîyi neşr (gerçek imanı yayma) ve ehl-i îmanı dalâletten (iman edenleri sapmaktan) kurtarmak... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)

Bediüzzaman burada da İslam aleminin beklediği “ahir zamanda gelecek bir zat” olduğunu belirterek, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını bir kez daha açıklamıştır.

4) Bu hakikatten anlaşılıyor ki; SONRA GELECEK O MUBAREK ZAT... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)

Said Nursi bu açıklamasında da yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak geleceğini “o mubarek zat” sözleriyle tekrarlamıştır.

5) ... Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farz edelim) HAKİKİ BEKLENİLEN ve BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT dahi bu zamanda gelse... (Kastamonu Lahikası, 57)

-Bediüzzaman Hz. Mehdi'den “beklenilen o zat” ifadesiyle bahsetmektedir. “Beklenilen şahsı manevi” dememektedir. Buradaki “o zat” ifadesi, bu konuyu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde netleştirmektedir.
-Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin “bir asır sonra geleceğini” belirtmektedir. “Gelme” fiili ancak bir şahıs için kullanılacak bir kelimedir ve buradan da Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den bir kişi olarak bahsettiği açıkça anlaşılabilmektedir.

6) ... Halbuki AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, ÂL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in ev halkından yani soyundan) OLACAKTIR... (Emirdağ Lahikası, 247-250)

-Bediüzzaman bu sözünde de yine “ahir zamanın o büyük şahsı” diyerek Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi değil bir şahıs olduğunu açıkça belirtmektedir.

7) Rivayetlerde, âhirzamanın alâmetlerinden olan ve ÂL-İ BEYT-İ NEBEVİ’DEN (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) HAZRET-İ MEHDİ’NİN (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. (Şualar, sf.465)

8) ... Said itiraznamesinde demiş ki: "Ben seyyid değilim. MEHDİ SEYYİD (Peygamberimiz (sav) soyundan olan kimse) OLACAK." diye onları reddetmiş. (Şualar, sf. 368)

Bediüzzaman yukarıdaki üç sözünde de, Hz. Mehdi'nin “seyyid” yani “peygamber soyundan gelecek bir şahıs” olacağını belirtmiştir. Bu ifadeden, Hz. Mehdi'den bir şahsı manevi olarak bahsedilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Bir şahsı manevinin bir başka insanın soyundan gelebilmesi mümkün değildir. Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelebilmesi için Hz. Mehdi'nin ancak bir insan olması gerekmektedir ki Bediüzzaman da sözleriyle bu gerçeği açıkça vurgulamaktadır.

9) … O ZAT, bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve bütün ülema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden (özellikle Peygamberimiz (sav)’in neslinden) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla (peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmağa çalışır. (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267)

Bediüzzaman bu sözünde de Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak ortaya çıkacağını “o zat” ifadesiyle bir kez daha yinelemiştir. Ayrıca “Hz. Mehdi'nin yerine getireceği büyük görev”den de bahsederek, onun bir şahsı manevi değil, bir insan olarak iş başında olacağını ifade etmiştir.

10) ... Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle O NURANİ ZATLARA zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189, Mektubat, 34)

Bediüzzaman bu sözünde ahir zamanda gelecek bu kutlu şahıslar için “zat” kelimesini kullanmıştır. Kendisinin bu kimselere zemin hazırladığını söyleyerek, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı manevi olmadığını açıkça ifade etmiştir.

11) … Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenlerin doğru yoldan sapmalarını engellemek) ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile (araştırma ile) meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden), HAZRET-İ MEHDİ’NİN O VAZİFESİNİ BİZZAT KENDİSİ görmeğe vakit ve hal müsaade edemez... (Emirdağ Lâhikası-1 266-267)

Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı “kendisi” kelimesi de şahıs ifade eden ve Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını ortaya koyan bir başka delildir.

Said Nursi bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu gösteren başka vurgular da kullanmıştır: 1-Hz. Mehdi'nin yerine getireceği bir görev vardır. Demek ki Hz. Mehdi bir şahıstır. 2- Hz. Mehdi, diğer görevleriyle meşgul olacaktır ve bu görevi bizzat kendisinin yerine getirebilmesi için vakti olmayacaktır. “Meşguliyet ve vakit darlığı” ancak bir insan için söz konusu olabilecek durumlardır. Bir şahsı manevinin meşgul olması ya da vaktinin olmaması söz konusu değildir.

12) ... Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve HAZRET-İ MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-I HAK (hak yola) VE HAKİKATA SEVK EDECEK. (Mektubat, sf. 473)

Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir başka görevinin ise insanları hak ve hakikata sevk etmek olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu görevini yerine getirirken “Hz. Mehdi'nin bizzat işin başına geçeceğini” hatırlatarak Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını açıkça ifade etmiştir.

13) ... O GELECEK ZATIN ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor, yanlış olur. ... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)

Bediüzzaman Hz. Mehdi konusundaki bu sözlerinde de yine “o gelecek zat” diyerek Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını ifade etmiştir.

Bediüzzaman “Hz. Mehdi” ve onun “cemaatinin şahsı manevisi”nden iki ayrı kavram olarak bahsetmektedir

14) ... bundan bir asır sonra zulümatı (karanlığı) dağıtacak ZATLAR ise, HAZRET-İ MEHDİ’NİN ŞAKİRDLERİ (talebeleri) olabilir.” (Şualar, sf. 605)

-... bir asır sonra zulumatı dağıtacak...
-... Hz. Mehdi'nin şakirdleri

1-Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin talebeleri olacağından bahsetmiştir. Hz. Mehdi'nin bir cemaati olabilmesi için bu cemaatin başında Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak bulunması gerektiği çok açıktır. Yoksa bir şahıs olmadan onun cematinin olması da söz konusu değildir.

2-Hz. Mehdi'nin bu cemaati, Bediüzzaman'ın döneminden bir asır sonra oluşacak ve bu cemaatin vesile olmasıyla zulüm ortadan kalkacaktır. Önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi, bu talebelerin var olabilmesi de yine ancak Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak var olmasıyla söz konusu olabilecektir.

15) ... o vazifeleri ONUN cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 265)

16) Hazret-i Mehdi'nin cem'iyet-i nuraniyesi... (Mektubat, sf. 473)

-... Onun cemiyeti...
-... Hz. Mehdi'nin cemiyet-i nuraniyesi...

Bediüzzaman yukarıdaki iki sözünde de, Hz. Mehdi'nin talebelerinden oluşan bir cemiyeti olacağını belirtmektedir. Bu cemiyet, Hz. Mehdi'nin bizzat başında olmasından oluşan şahsı manevisidir. “Hz. Mehdi cemiyeti”, Hz. Mehdi'nin de başında bulunacağı, onun tebliğine uyup ona tabi olan insanlardan oluşan bir topluluğu ifade etmektedir. Ancak bu topluluğu oluşturan en önemli özellik, bu şahsı maneviyi oluşturan şahsın yani Hz. Mehdi'nin varlığıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı “Hz. Mehdi'nin cemiyeti nuranisi” kavramı da yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak geleceğini göstermektedir.

Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin görevlerini açıkladığı sözlerinde onun bir şahsı manevi değil, bir şahıs olduğunu açıkça belirtmiştir

17) Hem “BÜYÜK MEHDİ”NİN HALLERİ sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor, hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer. (Şualar, sf. 582)

18) ... her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİ’Sİ ünvanını almamışlar.” (Emirdağ Lahikası, sf. 260)

19) Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili (açıklaması) şudur ki: BÜYÜK MEHDİ’NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi... (Şualar, sf. 465)

Bediüzzaman bu üç sözünde, Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahirzamanda gelecek olan “Büyük Mehdi”nin yapacağı üç önemli görevi yerine getiremediklerini” belirtmiştir. Bediüzzaman'ın bu açıklamalarından Hz. Mehdi'den bir şahıs olarak bahsettiği çok açık olarak anlaşılmaktadır:

1-Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi'nin onlardan farkını açıklamıştır. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıstır.

2- Önceki kişiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir. Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıs olacaktır.

3- Önceki kişiler, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'yi tarif ederken kullandığı özelliklere uymamaktadırlar. Ama Büyük Mehdi bu özelliklere uyacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığı fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla “Bediüzzaman da Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki tariflere uyacağını belirterek Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını” bu sözüyle bir kez daha hatırlatmıştır.

---
Bediüzzaman'ın buraya kadar yer verdiğimiz tüm sözleri, hiçbir şüpheye yer vermeyecek kadar anlaşılır ifadelerle Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin ahir zamanda birer şahıs olarak ortaya çıkacaklarını ortaya koymaktadır. Allah’ın izniyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi, önderlik ettikleri mümin topluluklarının şahsı manevileriyle birlikte ahir zamanda ortaya çıkacak ve tüm dünyaya Kuran ahlakının hakim kılınmasına vesile olacaklardır.

#4 Useril este offline   ali53 

  • Începător
  • Grup: Members
  • Postari: 5
  • Inregistrat: 31-May 10
  • Gender:Male

Posted 31 May 2010 - 05:04 PM

3.Mehdiyi inkar etmek dinden cıkmakmıdır ???

İslam alimleri de, kesinlik arzetmelerinden dolayı, mütevatir hadisleri inkar etmenin doğrudan Hazreti Peygamber'i inkar etmek anlamına geleceğini belirterek, bunun da küfür olduğu şeklinde çok daha keskin bir hükme varmışlardır. Bu alimlerden bazılarının izahları şöyledir:


CELALEDDİN SUYUTİ

Biliniz ki: Her kim ister sözüyle, ister davranışı ile -fıkıhta belirtildiği üzere- (mütevatir hadisleri) inkar edip hüccet bilmezse kafir olur, İslam dairesinden çıkar; Yahudilerle, Hristiyanlarla ve Allah'ın dilediği grupla haşredileceklerdir. (Abdulgani Abdulhak, "Hücciyet'üs Sünnet", s. 270, Miftah'ül Cennet'ten naklen)


EBU'L-FAZL ABDULLAH B. MUHAMMED EL-İDRİSİ

"...Çünkü, alimlerin aldığı karar gereğince her kim, Peygamber'den nakledilen hadisleri mütevatir olduğu kanıtlandıktan sonra, reddine dair kabul edilebilir bir gerekçe göstermeden inkar ederse kafir olur. (Ebu'l-Fazl Abdullah b. Muhammed el-İdrisi, "El-Mehdi-ül Muntazar", s. 94, 95)


MUHAMMED EL-MEKKİ

Güvenilir ravilerin aktardıkları hadislerde Peygamber Mehdi'nin ahir zamanda zuhur edeceğini müjdelemiş, onun sıfatlarını ve zuhurunun belirtilerini açıklamıştır... Resulullah her kim vaadedilen Mehdi'yi inkar eder yalan sayarsa kafir olur denmiştir. (Alaaddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi, "El-Burhan fi Alamati Mehdiyyi Ahirzaman", c. 2, s. 865-876)

Aşağıdaki iki hadis de bu alimlerin vardıkları hükmü doğrular niteliktedir:



"Mehdi'nin çıkışını inkar eden,
Muhammed'e indirileni inkar etmiştir..."

"...Mehdi'yi inkar eden şüphesiz kâfirdir."



Bu hadisleri nakleden Ehl-i Sünnet kaynakları sırasıyla şunlardır:

1- "Fevaid-ul Ahbar", Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed İskafi (ölm: H. 260)

2- "Cem'ul Ahadis-il Varide fi-l Mehdi", Hafız Ebu Bekir b. Hayseme, (ölm: H. 279)

3- "Maani-l Ahbar", Ebu-l Bekir Muhammed b. İbrahim Kelabazi Buhari (ölm: 380)

4- "Ravd-ul Enf ve Şerh-us Sire", Ebu Kasım Abdurrahman Süheyli (ölm: 581), c. 2, s. 431. (Malik b. Enes Muhammed b. Münkedir'den, o da Cabir'den rivayet etmiştir)

5- "İkd-ud Durer fi Ahbar-il Mehdi-il Muntazar", Yusuf b. Yahya Makdisi eş-Şafii (ölm: 685), s. 157. "Fevaid-ul Ahbar", İskafi ve "Şerhu-s Sire", Ebu-l Kasım Süheyli'den naklen.

6- "Feraid-us Simtayn", Şeyh İbrahim b. Muhammed Hamvini (ölm: 730), c. 2, s. 337, No. 585, "Maani-l Ahbar" Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim'den naklen.

7- "Lisan-ul Mizan", İbn-i Hacer Askalani (ölm: 852), c. 4, s. 147, Mısır Baskısı; s. 130, Haydarabad Baskısı, "Maan-il Ahbar"dan naklen.

8- "el-Orfu-l Verdi Fi Ahbari-l Mehdi", Celaleddin Suyuti (ölm: 911), s. 161, "Fevaid-ul Ahbar"dan naklen.

9- "el-Kavl-ul Muhtasar fi Alamât-il Mehdi-il Muntazar", İbn-i Hacer eş-Şafii el-Mekki (ölm: 974) s. 56, Şam, Zahiriye Kütüphanesindeki el yazmasından alınan kopya, Kum'daki Ayetullah Mar'aşi kütüphanesinde mevcuttur, (Fevaid-ul Ahbar ve Şerh-us Sire'dan naklen...)

10- "el-Fetave-l Hadise", İbn-i Hacer-i Mekki s. 37.

11- "el-Burhan Fi Alâmât-i Mehdi-i Ahir-iz Zaman", Muttaki Hindi (ölm: 975).

12- "Levaih-ul Envar-il ilahiye...", Şeyh Muhammed b. Ahmet Sefarini el-Hanbeli (ölm: 1188), c. 2, Hz. Mehdi konulu "el-Faidet-ul Hamise" adlı bölümü; Hafiz İskafi'den naklen. (Adı geçen kaynakta ravi Cabir b. Abdullah'ın güvenirliği konusunda övgüyle söz edilmiştir.)

13- "Yenâbi-ul Mevedde", Süleyman b. İbrahim Kunduzi (ölm: 1294), 78. Babın başları, Cabir b. Abdullah Ensari'den naklen.

14- "el-İzae Li Ma Kâne ve Mâ Yekunu Beyne Yedey-is Sa'eh", Seyyid Muhammed Sıddık Kanuci Buhari (ölm: 1307) s. 137, "Cem-ul Ahadis-il Varide Fi-l Mehdi" İbn-i Hayseme ve "Fevaid-ul Ahbar" İskafi'den naklen.

15- "El-Mehdiyyu'l Muntazar", Ebulfazl Abdullah b. Muhammed Sıddık (ölm: 1308), s. 94 "Fevaid-ul Ahbar"'dan naklen.


görüldüğü gibi, Mehdilik konusuyla ilgili hadisler tevatür derecesinde olup, hiçbir şüpheye yer bırakmadan bu konuya inanmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu konuyla ilgili dünyada fetva makamı olarak kabul edilen, büyük İslam alimleri tarafından oluşturulan, "Rabitat'ül-Alem'il-İslami" dairesinin, Şeyh Muhammed Muntasır el-Ketani başkanlığındaki İslami Fıkıh Kurulu tarafından verilmiş ve Şeyh Muhammed el-Kazzaz'ın imzasını taşıyan 23 Şevval 1396 (17. 10. 1976) tarihli fetvası şu şekildedir:

"...Çok sayıda sahabe peygamberden Mehdi hakkında hadis rivayet etmişlerdir. Örneğin Osman b. Affan, Ali b. Ebu Talib, Ümmü Seleme gibi yirmisini ben biliyorum ve onlardan başka daha birçok rivayet nakletmiştir. Ayrıca Peygamber sözü hükmünde olan sahabenin buyruğuda vardır. Bu konuda içtihat edilemez ve aksi görüş belirtilemez. Bu konudaki nebevi hadisler Süneni Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace ve İbni Asakir'in Tarih'i Dımışki ve diğer kitaplarda kayda geçmiştir.

Mehdi konusunda özel kitaplar da yazılmıştır: "Ahbar'ül-Mehdi", "Ebu Nuaym Kitabı", "el-Vehm'ül-Meknun" ve diğerleri gibi... Önceki ve bugünkü büyükler Mehdi hakkındaki hadislerin tevatür olduğuna tekit etmişlerdir: es-Sehavi "Feth'ül-Mugıys'da; İbni Teymiyye "Fetava"da ve Eb'ul-Abbas Mağrıbi "el-Vehm'ül-Meknun"da belirttikleri gibi...

Hafızlar ve muhaddisler, Mehdi hakkındaki hadislerin tevatür olduğuna yakin etmişlerdir. Sonuç olarak Mehdi'nin zuhur edeceğine inanmak vaciptir. Ehl-i sünnet ve cemaat inançlarından sayılmaktadır. Sünnetten habersiz olan ve bidat koyuculardan başka hiçbir Müslüman bu inancı inkar etmez." (Muhammed Mehdi el-Horasan, "el-Beyan fi Ahbar-ı Sahibüzzaman Mukaddimesi", s. 76-79)

#5 Useril este offline   ali53 

  • Începător
  • Grup: Members
  • Postari: 5
  • Inregistrat: 31-May 10
  • Gender:Male

Posted 31 May 2010 - 05:12 PM

4.Mehdi nin gelişinin Müslümanlar için önemi!!!


Ebu’l Hicaf da Peygamberin (s.aa.) üç defa şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir. HZ. MEHDİ HUSUSUNDA MÜJDELER OLSUN SİZLERE...



(Bihar-ul Envar, c. 51, s. 74)



Rivayette tüm insanlar, Hz. Mehdi'nin gelişiyle müjdelenmişlerdir. Bu da, iman edenlerin Hz. Mehdi'nin gelişi; Müslümanların Hz. Mehdi hakkında bilgilendirilmeleri ve bu müjdenin sevincini yaşamalarının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.




İnsanların, mümkün olan her vesileyle Mehdi'ye koşmaları, ona tabi olmaları ve ondan vazgeçmemelerinin önemi



Peygamberin (s.a.a.) şöyle dediği nakledilmiştir. Bizden olan hak üzere Kaim (Hz. Mehdi) kıyam etmedikçe asla kıyamet kopmaz. Bu da Allah’ın izin verdiği bir zamanda olacaktır. Ona uyan kurtulur, ondan geri kalan ise helak olur. Ey Allah‘ın kulları Allah’tan korkun: HZ. MEHDİ ZUHUR EDİNCE HERŞEYİ BIRAKIP MÜMKÜN OLAN HER VESİLEYLE ONA DOĞRU KOŞUNUZ. Çünkü o Allah’ın halifesi (Müslümanların manevi lideri) ve benim vasimdir.



(Bihar-ul Envar, c. 51, s. 65; İsbat-ul Hudat, c. 6, s. 382)



... Eğer Allah seni muvaffak kılarsa ONUN BİATINA KOŞ (ONA TABİ OL) VE ONDAN ASLA VAZGEÇME. EĞER MUVAFFAK OLUR DA, ONA ULAŞIR VE HİDAYET OLURSAN ONDAN ASLA VAZGEÇME. Âh – ve eliyele göğsünü göstererek – onu ne de çok görmek isterdim.”



(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252)



HİÇBİR ŞEY SENİ ONA BİAT ETMEKTEN (ONUN TALEBESİ OLMAKTAN, ONA TABİ OLMAKTAN) ALIKOYMASIN, seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır. Eğer konuşurlarsa şerr konuşurlar, eğer susarlarsa fasit ve fasıktırlar.”



(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252)

Share this topic:


Pagina 1 din 1
  • You cannot start a new topic
  • You cannot reply to this topic

1 User(s) are reading this topic
0 members, 1 guests, 0 anonymous users


Page Rank
Checker